Aşk özünde canlılrın türlerini devam ettirmek için, canlıların genlerine işlemiş, hayatın üzerlerinde oynadığı bir oyunlar bütünüdür. Kimyasal bir durumdur en basitinden. Biriyle birbirini tutan enerjidir. Aşk sayesinde bu dünyada bir yere sahibiz ve doğru kişiyi bulduğumuzda türümüzün devamını sağlamak durumundayız. Eğer atalatımız böyle bir duygudan yoksun olsaydı , biz asla var olmayacaktık.
Aslında güzel bir histir, ya da bedenlerde oluşan kimyasal reaksiyonlar sebebiyle biz öyle hissederiz. Yaşadığımız hayat için, bu hissi tatmayan birinini bir parçası eksik görürüz. En az ekmek kadar, su kadar elzem bir ihtiyaçtır. Yokluğunu hissetmeyiz belki ama, o kişiyle karşılaştığımız anda yokluğunun kişiye acı verdiğini anlarız.
Aşk acısı tabir ettiğimiz şey, bazen çok güzel şeylerin doğumuna sebep olur. Bir şekilde karşı tarafa kur yapma zorunluluğu çekeriz. İşte bu zorunluluk, yeryüzüne sanat dediğimiz güzellikleri doğurmuştur. En güzel sanat eserleri, genelde aşk acısından ötürü doğmuştur. Dünyanın en güzel şiirlerinın, en güzel şarkılarının altında hep bir aşk yatar. Aşk acıları, insanlardaki yaratıcılığı körükler.
Usta yazar Yılmaz ERDOĞAN’ ın bir oyununda yazdığı gibi: ‘Tek çaresi aşktır bir yalnız yaşama sırasında nefes almanın. Zaten aşk, iki yalnızın bir ortak yalnızlıkta buluşmasıdır.”
Bütün bunlar, temel olarak tek bir şey içindir: İnsan ırkının devamını sağlamak. Diğer canlılar, soylarının devamı için asla böyle soytarılıklar yapmazlar, direk sonuç odaklıdırlar. İnsanın düşünebiliyor olması ise, tür devamlılığı işkencelerini de beraberinde getirir.
Yorumlar
Yorum Gönder