The Teşhis


    O zamana kadar kendimi dertsiz, tasasız, işinde gücünde bir genç olarak bilirdim. Hayat doluydum. Pek -Hatta hiç- bir şeyi takmaz, geleceğe umutla bakardım. Neredeyse her günüm dışarıda geçerdi. Gerek ÖSS illeti, gerek arkadaşlarla takılma derkeni günler birbirini kovalıyordu.


    Derken yıllardan 2009 oldu . 2009' un ilk aylarında, bir sahneye çıkma deneyimi yaşayacaktık arkadaşlarla. Bir tane besteyle sahne şovu yapılamazdı haliyle. Üstüne, dengem de zaten iyiden iyiye bozulmaya başlamıştı -gerçi ben farkında değildim o ayrı mesele-. Sahne hayatımız da öylece başlamadan bitmişti. O dönem çok da umursamamıştım, neticede o yıl ikinci defa sınava girecektim ve haliyle müzik hayatımın ikinci planında kalmıştı.


    Haziran' da sınav işini hallettikten sonra, iki ay daha eğlenceliydi sanki hayatım. Derken Ağustos ayı geldi çattı. Hayatımdaki en kötü Ağustos diyebilirim. Çünkü grup kurup da müziğin içine girmeme sebep olan gruplardan bir tanesi, Arch Enemy, ilk Türkiye turnesini bu yılda yapacaktı. Talihsizliğe bakın ki, kendimi en kötü hissettiğim ayın en berbat gününde yapacaktı bunu.


    Babamın baskılarıyla hastaneye gittik. Ağustos' un sıcağında hastanede yatmaksa, bambaşka bir sıkıntıydı. Bir hafta süresince yattığım hastanede, her günüm "Umarım hayatımı yaşamaya engel bir şeyle karşılaşmam" diye içimden geçirmeyle geçti, lakin öyle olmadı.


    Teşhis için bir haftada toplam dört saat kadar emar cihazında kaldım. Buna ilave olarak, sinir iletimini ölçmek için vücuda küçük amperler halinde elektrik verildiğini anımsıyorum. Düşününce, 19 yaşında bir genç için çok fazla abukluk yaşadığımı farkettim.

    Hayatımda çektiğim en büyük ve en tuhaf acıyı da bu haftada çekmiş oldum. BOS dedikleri bir şey varmış ve kesin teşhis onunla sağlanıyormuş. Açılımını duyduğumda, geçirdiğim şoku size anlatamam.


    Bel Omurilik Sıvısı... Özel bir iğne yardımıyla, bel kemiğinin boşluğuna girilip, sıvı alınıyormuş. Ben de bunu yaşayınca öğrendim. İğnenin girdiğini hissetmeyeyim diye, bel çevremi ne olduğunu hiç öğrenemediğim, işin aslı pek de merak etmediğim bir şeyle uyuşturdular. İğnenin ete girdiğini farketmiyorsunuz, ama sinir sistemini uyuşturmanın yolu yok. Yani var ama, nedense narkozsuz yapılıyor bu iş.


    İğne omurilik boşluğuna değdiği an, ciğerlerim kilitlenmiş ve beynim alev almıştı adeta. Beynim, beyin sıvısının içinde haşlanırken, ben de doğum yapar gibi nefes alıyordum ciğerlerimin kilidi çözülsün diye. Belki saniyeler süren operasyon, bana yaşattıkları sebebiyle en az bir yarım saat sürmüş gibi gelmişti bana.


    Ertesi gün, BOS' un sonuçları gelmişti. Sonuçlara göre, ben de bir Multipl Skleroz hastasıydım -En bilinen adıyla EMES-.Sonrasında ise, Interferon adı verilen bir tedaviye başladım, haftada üç kez kendime iğne saplayacaktım.


    Bütün bu yaşadıklarım, 27 Ağustos 2009' da, yani tam Arch Enemy' nin Türkiye turnesinin gününde başıma geldi, ve o an şu meşhur 'İnsanlar plan yaparken, kader de karşımıza geçip güler' sözünün ne kadar doğru olduğunu anlamıştım.


    Hayat, planlar yapılamayacak kadar sürprizlerle doludur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar