Yeryüzünde, günümüze kadar 124.000 kişiyi görevlendirmiş tanrı, insanlar adam olsun diyerek. Bu 124000 kişiden sadece üç tanesi tutmuş. Dönemlerindeki karmaşaları engellemek ve insan ırkını tek bir türe indirgeme istekleriyle, zihinlerinde yarattıkları bir tanrı imajını kullanarak vahiy adını verdikleri yazılar kaleme almışlar. Bu yazdıkları metinlerde genel olarak, ‘iyi biri olursanız ödüllendirilirsiniz, kötü biri olursanız cezalandırılırsınız’ görüşü yaygınlaştırılmıştır. Canlılar, bilmedikleri ve görmedikleri şeylerden korkarlar; bu her canlının genlerinde vardır. Ama korkudan beslenen iyi olma dürtüsü aslında sadece bir illüzyondur Birinin iyi olması ödül ya da cezayla sağlanamaz; sadece bireyin yetiştirilme biçimiyle sağlanır. Kimilerine göre din hala geçerli bir sistemdir, bunu geri kalmış –veya bırakılmış- toplumlarda daha net görebiliriz. Din olgusu, benim gözümde çocukken dinlediğimiz korku hikayelerinin yetişkinlere uyarlanmış versiyonu...
Kayıtlar
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Bu dünyada geçirdiğimiz zaman üzerine düşünecek çok vaktim oldu. Yaşamak neydi ki? Belki de sadece doğumdan sonra ölümü beklediğimiz sıradan bir oyun. Kimilerine hayat hep güler, kimilerine ise bin bir türlü oyun eder. İnsan varlığının kökenini sorgularken, zaman geçtikçe hayat anlamını kaybeder. Sorgulamaktan çekinenler ise, bu anlamsızlık batağında yok olup gider. Hoş, neticede günün birinde hepimiz yok olup terkedeceğiz bu diyarı. Ama hayatın tadını çıkarmak varken, hayatın binlerce oyunundan bir kaçına birden maruz kalınca, derin düşüncelere dalıyor insan. Günün birinde yitip gideceğini düşünenlerde doludur tımarhaneler... Bütün büyük filozoflar bu hayata bir anlam yükleyebilmek için akıllarını kaybetmişlerdir, sırf sonradan gelecek olanlara daha güzel ve mutlu bir dünya bırakmak adına. Belki de gelişine yaşamaktır en doğru olan. Fazla düşünmenin varacağı tek yer ruh ve sinir hastalıkları hastanesidir. Düşünüyor olmak, sadece insa...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Aşk özünde canlılrın türlerini devam ettirmek için, canlıların genlerine işlemiş, hayatın üzerlerinde oynadığı bir oyunlar bütünüdür. Kimyasal bir durumdur en basitinden. Biriyle birbirini tutan enerjidir. Aşk sayesinde bu dünyada bir yere sahibiz ve doğru kişiyi bulduğumuzda türümüzün devamını sağlamak durumundayız. Eğer atalatımız böyle bir duygudan yoksun olsaydı , biz asla var olmayacaktık. Aslında güzel bir histir, ya da bedenlerde oluşan kimyasal reaksiyonlar sebebiyle biz öyle hissederiz. Yaşadığımız hayat için, bu hissi tatmayan birinini bir parçası eksik görürüz. En az ekmek kadar, su kadar elzem bir ihtiyaçtır. Yokluğunu hissetmeyiz belki ama, o kişiyle karşılaştığımız anda yokluğunun kişiye acı verdiğini anlarız. Aşk acısı tabir ettiğimiz şey, bazen çok güzel şeylerin doğumuna sebep olur. Bir şekilde karşı tarafa kur yapma zorunluluğu çekeriz. İşte bu zorunluluk, yeryüzüne sanat de...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Ölüme Özlem Kimbilir ne kadar mutludur, bir dönem yerin üstünde yaşayıp şimdi yerin altında dinlenenler. Yaşamları acı ve sefalet içinde geçip da bu oyunu tamamlamış olanlar. Hayat denilen bu oyun er ya da geç herkes için bir nihayete erecektir. Yer altına inmiş insanların en özendiğim tarafı ise, bir daha hiç bir şey için üzülmeyecek, hiç bir şey hissedemeyecek oluşlarıdır. Artık ruhları özgürlüklerine kavuşmuştur beden hapishanesinden. İnsanların ölümden korkmasının asıl nedeni, benimsedikleri bedende hapsolmaya alışmış olmalarındandır. Bu hapishanede her tür acı yaşanır; gerek ruhsal, gerek fiziksel... Ama bu acılara katlanmak uğruna kimse düşünmez beden hapishanesinden firar etmeyi; onun yerine mahsun mahsun çekerler cezalarını, ve nihayetinde beraat edecekleri günü beklerler. Kuzu kuzu o günü beklemektense, o güne kendileri gidenler en cesur ve de en asi insanlardır gözümde; zaman zaman kend...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Mutsuzluk Köken olarak Göktürkçe bir kelimedir mut ve anlam olarak kendini iyi veya kötü hissetme durumunu açıklama anlamına gelmektedir. Osmanlı’dan kalan arapça ve farsça kelimelerin arasından sıyrılıp günümüze kadar gelebilmiş sayılı Türkçe kelimeden biridir. Mutsuzluk, mut noksanlığıdır aslında bir bakıma. Benim bu yazıyı yazma sebebim, mut eksikliğimin çok yüksek bir noktada olmasıdır. Çok geniş bir konudur özünde mutsuzluk, kişiden kişiye çeşitlilik gösterir her zaman. Kimi yaşayıp pişman olduklarından, kimi yaşayamadıklarından, kimi istediğini yapıp hala bir şeylerin eksikliğini hissettiğinden, kimi her şeyi isterken istediği hiç bir şeye erişemediğinden... Liste öylece uzar gider. Şüphesiz ki en acı veren mutsuzluk, bir konuda kesin başarılı olacağınızı bildiğiniz halde, elde olmayan nedenlerden ötürü o konunun yanından bile geçememenizden kaynaklanr; tıpkı benim gibi. Bir tanı, hayatımın gidişatını...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Akşamın ilerleyen saatlerinde alt sokakta yankılanır ‘’Boozaaaa’ sesleri. Soğuk kış gecelerinde, bu sesi duymak bile ısıtır insanın içini bir nebze. Akşamı geceye bağlayan saatlerde duyulur en çok bu ses. Bir litre boza satmak uğruna, sokakları arşınlar gecenin eksili hava sıcaklıklarında. Çoğunlukla dayanıklaşmıştır soğuğa her gece çıkmaktan. Hiçbir zaman kısılmaz sesleri o soğukta; her daim iki sokak aşağıdan duyulur sesleri. Hiçbir izni, hastalanma hakkı, güvencesi yoktur bozacının. Her akşam ‘İnşallah bu akşam da evime ekmeğimi götürebilirim’ diye düşünmektedir. Kimbilir ne gibi zorluklar uğruna katlanmaktadır bu karlı havalara. Belki evinde ateşler içinde yatan evladı ilaç beklemektedir, belki de kira ödemesinin son günüdür ertesi gün. Her ne sebeple olursa olsun, gecenin ayazında elindeki bakracı boşaltmış biçimde evine döndüğünde, az da olsa huzur bulmuş biçimde girecektir yatağına. Soğuk kış gü...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Orta Doğu ülkelerinde genel bir kanı vardır: ‘Erkekler ağlamaz’. Aslında bu coğrafyada bulunan insanların sağlıksız ruh hallerinin temelinde bu cümle yatar, çünkü gözyaşı insanın ruhunu arındırır, temizler ve ruhu düzene sokar. Bir nevi antidepresandır yani gözyaşı. Ağlayabilen insanlar; en katıksız, en saf şekilde yaşar mutluluğu. Bu yazıyı gözyaşlarını kaybetmiş biri olarak yazıyorum. En acıklı şeyleri yapmaya çalışırım ağlayabilmek için, ama gözümden akan iki damla yaşın sebebi duygular değil, sigaramın gözüme kaçan dumanıdır. Gözyaşlarım beni terketti ve onlarla birlikte ruhum da benliğimden kopup gitti ne yazık ki. Artık televizyonlarda gördüğümüz zombilerle aramdaki tek fark, etimin henüz çürümemiş olması. Bitirirken büyük usta Yılmaz Erdoğan’ın 'Otogargara' isimli oyunundan bir alıntı yapmak geldi içimden: ‘Adam gibi hüzünlerdir adam eden adamı. Ağlamasını bilmeyenin, kahkahasından da bir bok olmaz.’